BÖLGE ADLIYE MAHKEMESİ
İstanbul 24. Hukuk Dairesi
Esas Yıl/No: 2017/426
Karar Yıl/No: 2017/263
Karar tarihi: 23-02-2017
İHBAR TAZMİNATININ TAHSİLİ İSTEMİ – DAVACININ İŞ SÖZLEŞMESİNİN DAVALI İŞVEREN TARAFINDAN 4046 SAYILI KANUN UYARINCA ÖNEL VERİLMEKSİZİN FESHEDİLDİĞİ – DAVACININ KIDEM TAZMİNATI YANINDA İHBAR TAZMİNATINA DA HAK KAZANDIĞI – İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİ
ÖZET: Somut uyuşmazlıkta, davacının kamu kurumlarında 4/C kapsamında çalışmak üzere kıdem ihbar tazminatı ödenerek iş sözleşmesinin feshedilmesi şartlı olup doğrudan kendisi tarafından fesih yönünde irade açıklaması bulunmadığından istifa olarak nitelendirilemeyeceği gibi bozma sözleşmesi yapmaya yönelik bir irade beyanı (icap) olduğundan, fesih olarak da değerlendirilmez. Davacı kıdem tazminatı yanında ihbar tazminatının da ödenmesini talep etmektedir. Davalı ihbar tazminatı ödemeyeceğini beyan ettiğine göre bozma sözleşmesi yönünde icabın kabul edildiği sonucuna varılamaz. Zira bozma sözleşmesi yönünde taraf iradeleri fesih ve sonuçları yönünde birleşmemiştir. İş sözleşmesinin istifa sureti ile davacı ya da ikale yolu ile her iki taraf tarafından sona erdirildiğinden söz edilemez. Davacının iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından 4046 sayılı kanunun 21. maddesi uyarınca önel verilmeksizin feshedildiği, davacının anılan yasa hükmü gereği kıdem tazminatı yanında ihbar tazminatına da hak kazandığı, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, Davalının yerinde bulunmayan istinaf itirazlarının reddi ile hüküm tesis edilmiştir.
(4046 S. K. m. 21) (6100 S. K. m. 107) (4857 S. K. m. 17, 24) (657 S. K. m. 4)
İstanbul 15. İş Mahkemesinin 29/11/2016 tarih ve 2015/547 E. 2016/140 K. sayılı kararı aleyhine, davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuş olmakla dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili 25/12/2015 harç tarihli dilekçesinde özetle; Davacının davalı iş yerinde 21/12/2004 – 05/07/2013 tarihleri arasında çalıştığını, davalı şirketin özelleştirme idaresi başkanlığınca %100 hissesinin satışı yöntemi ile özelleştirme işlemine tabi tutulduğunu ve özelleştirme Yüksek Kurulunun 07/03/2013 ve 2013/20 sayılı kararı gereğince 28/05/2013 tarihinde …….. ortak girişim grubuna devredildiğini ve davalı tarafından özelleştirme sebebiyle 05/07/2013 tarihinde davacının iş sözleşmesine son verildiğini, kıdem tazminatı ödemesi yapıldığını, bunun dışında başka bir ad altında herhangi bir ödeme yapılmadığını, davalı işveren tarafından özelleştirme sonucu davacı işten çıkarıldığından davacının hiç bir kusuru bulunmadığını bu sebeple davacıya ihbar tazminatı da ödenmesi gerektiğini beyan ederek ihbar tazminatı alacağının davalıdan tahsilini, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili 15/02/2016 havale tarihli dilekçesinde özetle; zaman aşımı def’inde bulunduğunu, ihbar tazminatı alacağının hesaplanabilir nitelikte olduğunu ancak davanın kısmi dava olarak açılmış olmasından dolayı davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddi gerektiğini, davacının işverene gönderdiği ihtarname ve çalışma belgesinde yer alan ifadeleri ile işten ayrılmak istediğini, davacının kendi rızası ile başka bir kuruma geçtiğini ve ihbar tazminatı talep hakkının olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk Derece Mahkemesi’nce özetle; ”davacının iş akdinin, özelleştirme uygulamaları nedeniyle sonlandırıldığı, davacıya bir kısım ödemelerin yapıldığı anlaşılmış olmakla, Yüksek Mahkeme uygulamalarının, fesih nedeninin de belirtilen gerekçeler, iddiayı doğrular mahiyetteki davalı tarafça yapılan ödemeler göz önüne alındığında ihbar tazminatına hak kazanacak şekilde sonlandırıldığı” gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEP ve GEREKÇELERİ:
Karara karşı, Davalı Vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Davalı Vekili istinaf dilekçesinde, ”davacının ihbar tazminatı talep hakkı bulunmadığını” ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
GEREKÇE:
Dava, ihbar tazminatı istemine ilişkindir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, feshin nasıl ve ne şekilde gerçekleştiği, davacının ihbar tazminatı talep hakkı bulunup bulunmadığı noktalarında toplanmaktadır.
Genel olarak “ fesih hakkı,” karşı tarafa yöneltilmesi gereken tek taraflı bir irade beyanı ile iş sözleşmesini derhal veya belirli bir sürenin geçmesiyle ortadan kaldırabilme yetkisi veren, bozucu yenilik doğuran bir haktır. İşçinin haklı nedenle iş sözleşmesini derhal feshi 4857 sayılı İş Kanununun 24. maddesinde düzenlenmiştir. İşçinin önelli fesih bildiriminin normatif düzenlemesi ise aynı yasanın 17. maddesinde ele alınmıştır. Bunun dışında Yasada işçinin istifası özel olarak düzenlenmiş değildir. İşçinin haklı bir nedene dayanmadan ve bildirim öneli tanımaksızın iş sözleşmesini feshi, istifa olarak değerlendirilmelidir. İstifa iradesinin karşı tarafa ulaşmasıyla birlikte iş ilişkisi sona erer. İstifanın işverence kabulü zorunlu değilse de, işverence dilekçenin işleme konulmamış olması ve işçinin de işyerinde çalışmaya devam etmesi halinde gerçek bir istifadan söz edilemez. Bununla birlikte istifaya rağmen tarafların belirli bir süre daha çalışma yönünde iradelerinin birleşmesi halinde, kararlaştırılan sürenin sonunda iş sözleşmesinin ikale yoluyla sona erdiği kabul edilmelidir.
Şarta bağlı istifa ise kural olarak geçerli değildir. Uygulamada en çok karşılaşılan şekliyle, işçinin ihbar ve kıdem tazminatı haklarının ödenmesi şartıyla ayrılma talebi istifa olarak değil, ikale (bozma sözleşmesi) yapma yönünde bir icap olarak değerlendirilmelidir.
İş Kanununda bu fesih türü yer almasa da, taraflardan birinin karşı tarafa ilettiği iş sözleşmesinin karşılıklı feshine dair sözleşme yapılmasını içeren bir açıklama (icap), ardından diğer tarafın da bunu kabulü ile bozma sözleşmesi (ikale) kurulmuş olur. Bozma sözleşmesinde icapta, iş ilişkisi karşı tarafın uygun irade beyanı ile anlaşmak suretiyle sona erdirmeye yönelmiştir. Bu sebeple, ikale sözleşmesi akdetmeye yönelik icap, fesih olarak değerlendirilip, feshe tahvil edilemez. İş ilişkisi taraflardan her birinin bozucu yenilik doğuran bir beyanla sona erdirmeleri mümkün olduğu halde, bu yola gitmeyerek karşılıklı anlaşma yoluyla sona erdirmelerinin nedenleri üzerinde de durmak gerekir. Her şeyden önce bozma sözleşmesi yapma konusunda icapta bulunanın makul bir yararının olması gerekir. Ayrıca bozma sözleşmesi kurulması için icapta belirtilen koşulların karşı tarafça aynı şekilde kabulü gerekir. Tarafların sona erme ve sonuçları yönünde iradelerinin birleşmemesi durumunda ikaleden söz edilemez. Keza bir tarafın sözleşme sona erdirilmesi yönünde irade açıklaması sonrası, diğer tarafın doğrudan sözleşmeyi fesih yoluna gitmesi icabı kabul ettiği anlamına gelmez.
Diğer taraftan 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkındaki Kanun 21. maddesinde “Bu Kanuna göre özelleştirme kapsamına alınan kuruluşların (iştirakler hariç) özelleştirmeye hazırlanması, özelleştirilmesi, küçültülmesi veya faaliyetlerinin kısmen ya da tamamen durdurulması, süreli ya da süresiz kapatılması veya tasfiye edilmesi nedeniyle; bu kuruluşlarda iş sözleşmesine dayalı olarak ücret karşılığı çalışanlardan iş sözleşmeleri tâbi oldukları iş kanunları ve toplu iş sözleşmeleri gereğince tazminata hak kazanacak şekilde sona ermiş olanlara, kanunlardan ve yürürlükteki toplu iş sözleşmelerinden doğan tazminatları dışında ilave olarak iş kaybı tazminatı ödenir” hükmü yer almaktadır.
Somut uyuşmazlıkta, davacının kamu kurumlarında 4/C kapsamında çalışmak üzere kıdem ihbar tazminatı ödenerek iş sözleşmesinin feshedilmesi şartlı olup doğrudan kendisi tarafından fesih yönünde irade açıklaması bulunmadığından istifa olarak nitelendirilemeyeceği gibi bozma sözleşmesi yapmaya yönelik bir irade beyanı (icap) olduğundan, fesih olarak da değerlendirilmez. Davacı kıdem tazminatı yanında ihbar tazminatının da ödenmesini talep etmektedir. Davalı ihbar tazminatı ödemeyeceğini beyan ettiğine göre bozma sözleşmesi yönünde icabın kabul edildiği sonucuna varılamaz. Zira bozma sözleşmesi yönünde taraf iradeleri fesih ve sonuçları yönünde birleşmemiştir. İş sözleşmesinin istifa sureti ile davacı ya da ikale yolu ile her iki taraf tarafından sona erdirildiğinden söz edilemez.
Davacının iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından 4046 sayılı kanunun 21. maddesi uyarınca önel verilmeksizin feshedildiği, davacının anılan yasa hükmü gereği kıdem tazminatı yanında ihbar tazminatına da hak kazandığı, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, Davalının yerinde bulunmayan istinaf itirazlarının reddi ile yazılı hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere;
1- Davalı Vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan REDDİNE;
2- Yargılama Giderleri Yönünden;
a-) Alınması gereken 362,69 TL harçtan daha önce istinaf karar harcı olarak yatırılan 362,61 TL harcın mahsubuyla bakiye 0,8 TL harcın davalı taraftan alınarak hazineye irad kaydına
b-) Gerekçeli kararın, ilk derece mahkemesi’nce, taraflara re’sen tebliğine; davalı avansından karşılanmasına;
Dair, 5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu 8/3. maddesi gereğince, KESİN olarak, 23/02/2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi
