T.C.
YARGITAY
- Hukuk Dairesi
Esas No: 2022/3115
Karar No: 2022/3812
Karar Tarihi: 21.03.2022
İŞÇİ ALACAĞI DAVASI – FAZLA ÇALIŞMA ÜCRETİ – İMZALI BORDRODAKİ FAZLA ÇALIŞMA SÜRESİNİ AŞACAK ŞEKİLDE FAZLA ÇALIŞMA YAPILDIĞI İDDİASININ ANCAK YAZILI BİR DELİL İLE İSPATLANABİLECEĞİ – KARARIN SONUCA ETKİLİ OLMAMAK ÜZERE BOZULMASI
ÖZET: Mahkemece 27.10.2020 tarihli bilirkişi ek raporundaki hesaplamalara itibar edilerek fazla
çalışma ücreti hüküm altına alınmıştır. Hükme esas alman bilirkişi raporunda, tanık anlatımlarına göre
davacının son brüt ücretinin …. TL olduğu ve haftada 28 saat fazla çalışma yaptığı belirlenmiş, bu
verilere göre hesaplama yapılmış ise de imzalı ücret bordrolarının dikkate alınmaması hatalı olmuştur.
İşçinin gerçek ücretinin bordroda belirtilen miktardan daha yüksek olması mümkündür. Ancak bu
halde dahi, imzalı bordrodaki fazla çalışma süresini aşacak şekilde fazla çalışma yapıldığı iddiası
ancak yazılı bir delil ile ispatlanabilir. Böyle bir yazılı delilin bulunmaması halinde, bordrodaki fazla
çalışma süresi ile bağlı kalınarak gerçek ücret üzerinden fazla çalışma alacağı hesaplanmalı,
bordrodaki ödeme miktarı mahsup edilerek sonuca gidilmelidir. Mahkemece bu ilke ve esaslar
gözetilmeden karar verilmesi hatalı olup, kanun yararına temyiz isteğinin bu gerekçe ile kabulü
gerekmiştir.
(2709 S. K. m. 2, 36, 141) (6100 S. K. m. 94, 240, 243, 363) (4857 S. K. m. 41) (ANY. MAH.
11.10.2012 T. 2012/69 E. 2012/149 K.)
Dava: Davacı M. D. adına Av. A. Ç. ile davalı S. Z. H. vekili Av. H. S. M. arasındaki davada Akçaabat - Asliye Hukuk (İş Mahkemesi Sıfatıyla) Mahkemesinin miktar itibariyle kesin olan 13.01.2021 tarih,
2015/565 esas 2021/16 sayılı kararının hukuka aykırı olduğu iddiası ile kanun yararına bozulması,
Adalet Bakanlığı’nın 02.03.2022 tarih ve 39152028-153.01-1543-2021-E. 517/8752 sayılı yazısı ile
talep edilmiş olmakla,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 363. maddesindeki;
“(1) (Değişik: 20/7/2017-7035/33 md.) İlk derece mahkemelerinin kesin olarak verdikleri kararlar ile
istinaf incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlarına ve bölge adliye mahkemesi hukuk
dairelerinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla kesin olarak verdikleri kararlar ile yine bu sıfatla verdikleri
ve temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlarına karşı, yürürlükteki hukuka aykırı
bulunduğu ileri sürülerek Adalet Bakanlığı veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kanun
yararına temyiz yoluna başvurulur.
(2) Temyiz talebi Yargıtay’ca yerinde görüldüğü takdirde, karar kanun yararına bozulur. Bu bozma,
kararın hukuki sonuçlarını ortadan kaldırmaz.
(3) Bozma kararının bir örneği Adalet Bakanlığına gönderilir ve Bakanlıkça Resmi Gazetede
yayımlanır.” hükmü gereği dosyadaki tüm belgeler okunup dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından
düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Karar: Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davacının davalıya ait lokantada garson olarak çalıştığını, fazla çalışma ve ulusal
bayram genel tatil ücretlerinin ödenmediğini ileri sürerek anılan alacaklarının davalıdan tahsiline karar
verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı taraf davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, tanık anlatımları ile bilirkişi raporuna itibar edilerek davanın kısmen kabulüne karar
verilmiştir.
Temyiz:
Kararı, kanun yararına bozulması için Adalet Bakanlığı temyiz etmiştir.
Gerekçe:
Kanun yararına temyize konu edilen ilk uyuşmazlık, tanıkların 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu’nun 240. maddesinde belirlenen kurallara uygun şekilde çağrılıp çağrılmadığı noktasında
toplanmaktadır.
Anayasa’nın 141/3. maddesinde “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması
yargının görevidir” denilmek suretiyle davaların makul bir süre içerisinde bitirilmesi gerekliliği açıkça
düzenlenmiştir. Davaların kısa zamanda sonuçlandırılması, adaletin bir an önce tecellisi için, taraflarca
veya mahkemelerce yapılması gereken bir kısım adli işlemler sürelere bağlanmıştır. Bu sürelerin
bazıları kanunda bizzat belirlenmiş iken bir kısmı da işin özelliğine, tarafların durumlarına göre
belirlemesi için hâkime bırakmıştır. Kanuni süreler açıkça belirtilen ayrıcalıklar dışında kesindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 94 üncü maddesine göre, Kanunun belirlediği süre
kesindir. Aynı maddenin (22/7/2020 tarih ve 7251 sayılı Kanunun ncı maddesi ile değişik) ikinci
fıkrasında hâkimin tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar verebileceği ifade edilmiştir. Kesin süre
içinde yapılması gereken işlemi, süresinde yapmayan tarafın, o işlemi yapma hakkı ortadan kalkar (m.
94/3).
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 240 ıncı maddesinde ise tanık gösterme usulü düzenlenmektedir.
Tanık gösteren taraf, tanık dinletmek istediği vakıayı ve dinlenilmesi istenen tanıkların adı ve soyadı
ile tebliğe elverişli adreslerini içeren listeyi mahkemeye sunar. Bu listede gösterilmemiş olan kimseler
tanık olarak dinlenemez ve ikinci bir liste verilemez (m. 240/2). Tanık listesinde adres gösterilmemiş
veya gösterilen adreste tanık bulunamamışsa, tarafa adres göstermesi için, işin niteliğine uygun kesin
süre verilir. Bu süre içinde adres gösterilmez veya gösterilen yeni adres de doğru değilse, bu tanığın
dinlenilmesinden vazgeçilmiş sayılır (m. 240/3). Hükmün madde gerekçesinde de ifade edildiği gibi,
düzenlemenin amacı tanığın adresinin gösterilmemesi veya yanlış gösterilmesinden doğan
gecikmelerin önlenmesidir.
Bu yasal düzenlemeler ışığında İlk Derece Mahkemesindeki yargılamanın safahati değerlendirilecek
olursa; davacı vekilinin tanık isim ve adreslerini içeren tanık listesi sunduğu taraflar arasında
uyuşmazlık konusu değildir. Mahkemece, 11.05.2016 tarihli celsede tanıklar adına çıkartılan
davetiyelerin tebliğ edilmediği belirtilerek davacı tarafa, tanıkların adresini bildirmesi için bir sonraki
celseye kadar süre verildiği, takip eden celsede taraf vekillerinin mazeret dilekçesi sunarak duruşmaya
katılmadıkları anlaşılmaktadır. Davacı vekilinin 23.11.2016 tarihli celsede tanıklarım hazır edeceğini
beyan etmesi üzerine, mahkemece tanıkların hazır edilmeleri halinde dinlenilmelerine veya adlarına
davetiye çıkartılmasına karar verilmiştir. Her ne kadar 22.02.2017 tarihli celsede davacı tanıklarının
ihzaren çağrılmalarına karar verilmiş ise de, bir sonraki celsede tanıklara gönderilen davetiyelerin
tebliğ edilemediği gerekçesiyle ihzar müzekkeresi yazılamadığı belirtilerek, taraf vekillerinin mazeret
dilekçelerinin ayrı ayrı kabulü ile duruşma gün ve saatini uyaptan öğrenmelerine, ayrıca davacı
vekiline tanıkların tebligata yarar açık ve kesin adreslerini sunması için iki haftalık süre verilmesine
karar verilmiştir. Takip eden celsede de taraf vekillerinin mazeret dilekçelerinin kabulüne ve davacı
tarafa tanıkların adreslerini sunması için süre verilmesine dair ara karar oluşturulmuştur. Davacı
tanıklarından Y.U., 25.12.2017 tarihli celsede hazır edilmek suretiyle dinlenmiştir. Aynı duruşmada
davalı vekili, diğer davacı tanığının dinlenmesine muvafakat etmediklerini açıkça beyan etmesine
rağmen, mahkemece davacı vekiline tanığını hazır etmesi veya adresini bildirmesi için yeniden süre
verilmiştir. Bu sürenin verilmesinden sonra davacının ikinci kez süre verilmesi talebi de kabul edilmiş,
davacı tanığı 18.05.2018 tarihinde dinlenmiştir.
Açıklanan bu yargılama sürecine göre, Mahkemece tanıkların usulüne uygun olarak davet edilip
dinlenmelerine ilişkin usul kurallarına uyulmadığı açıktır. 6100 sayılı Kanunda tanıkların davetiye ile
çağrılacağı (m.243/1), ancak davetiye gönderilmeden taraflarca hazır bulundurulan tanığın da
dinleneceği hükme bağlanmıştır (m 243/2). Somut olayda ise tanıklara gönderilen davetiyeler tebliğ
edilememiş olup, davacı tarafa Kanunun 240 mcı maddesinin üçüncü fıkrasına aykırı olarak tanıkların
açık adreslerini bildirmesi için bir çok kez süre verilmiştir. Kanunda, tanık listesinde adres
gösterilmemesi yahut gösterilen adreste tanık bulunamaması halinde tarafa adres göstermesi için, işin
niteliğine uygun kesin süre verilmesi gerektiği emredilmektedir. Bu kurala uyulmamasının yaptırımı
ise tanığın dinlenilmesinden vazgeçilmiş sayılacağıdır (m.240/2-3). Belirtmek gerekir ki; Hukuk
Muhakemeleri Kanunu’nun 240 ıncı maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “kesin süre” ile aynı
fıkranın ikinci cümlesinin Anayasa’nın 2 nci ve 36 ncı maddelerine aykırılığı gerekçesiyle açılan iptal
davasında Anayasa Mahkemesince, “ …‘Adil yargılanma hakkı’nın unsurları arasında önemli bir yer
tutan ‘silahların eşitliği’ ilkesi, davanın tarafları arasında yargılama sırasında usul hükümleri yönünden
eşit konumda bulunma, taraflardan birine dezavantaj, diğerine avantaj sağlayacak kurallara yer
vermeme esasını içermekte, diğer bir deyişle davanın tarafları arasında hakkaniyete uygun bir dengenin
varlığını gerekli kılmaktadır. Tanık adreslerinin taraflarca mahkemeye sunulması esasını, davanın her
iki tarafı için de kabul eden itiraz konusu kural, adil yargılanma unsurları içinde yer alan ‘makul süre
içinde yargılanma’ ve ‘silahların eşitliği’ ilkelerine, bu bağlamda Anayasa’nın 2. ve 36. maddelerine
aykırı değildir.” gerekçesiyle itirazın reddine karar vermiştir (Anayasa Mahkemesi’nin 11.10.2012
tarih ve 2012/69 esas, 2012/149 karar sayılı kararı, R.G. Tarih-Sayı: 13.02.2013-28558). Somut olayda
davacı tarafa Kanunun açık hükmü gereğince “işin niteliğine uygun bir kesin süre” verilmesi ve süreye
uyulmaması halinde tanıkların dinlenmesinden vazgeçilmiş sayılmasına karar verilmesi gerekirken,
taraflarca hazırlama ve usul ekonomisi ilkelerini de ihlal edecek biçimde defalarca tanıkları hazır
etmesi için süre verilmesi hukuka aykırıdır.
İkinci uyuşmazlık fazla çalışma ücretinin hesaplanmasında, fazla çalışma ücreti ödendiğine dair imzalı
ücret bordrolarına değer verilip verilmeyeceği ile ilgilidir.
Mahkemece 27.10.2020 tarihli bilirkişi ek raporundaki hesaplamalara itibar edilerek fazla çalışma
ücreti hüküm altına alınmıştır. Hükme esas alman bilirkişi raporunda, tanık anlatımlarına göre
davacının son brüt ücretinin 2.475,84 TL olduğu ve haftada 28 saat fazla çalışma yaptığı belirlenmiş,
bu verilere göre hesaplama yapılmış ise de imzalı ücret bordrolarının dikkate alınmaması hatalı
olmuştur. İşçinin gerçek ücretinin bordroda belirtilen miktardan daha yüksek olması mümkündür.
Ancak bu halde dahi, imzalı bordrodaki fazla çalışma süresini aşacak şekilde fazla çalışma yapıldığı
iddiası ancak yazılı bir delil ile ispatlanabilir. Böyle bir yazılı delilin bulunmaması halinde, bordrodaki
fazla çalışma süresi ile bağlı kalınarak gerçek ücret üzerinden fazla çalışma alacağı hesaplanmalı,
bordrodaki ödeme miktarı mahsup edilerek sonuca gidilmelidir. Mahkemece bu ilke ve esaslar
gözetilmeden karar verilmesi hatalı olup, kanun yararına temyiz isteğinin bu gerekçe ile de kabulü
gerekmiştir.
Sonuç: Adalet Bakanlığı’nın kanun yararına temyiz istemi açıklanan gerekçe ile yerinde görülmekle
Akçaabat 1. Asliye Hukuk (İş Mahkemesi Sıfatıyla) Mahkemesi’nin 13.01.2021 tarih, 2015/565 esas
2021/16 sayılı kararının sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, dosyanın mahkemesine
iadesine, bozma kararının bir örneğinin 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 363. maddesinin 3. fıkrası gereğince Resmi Gazete’de yayınlanması için Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri
Genel Müdürlüğü’ne gönderilmesine, 21.03.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi
