T.C.
YARGITAY
- 8. Hukuk Dairesi
Esas No: 2014/4341
Karar No: 2014/11910
Karar Tarihi: 10.06.2014
MAL PAYLAŞIMI DAVASI – EVLİLİK BİRLİĞİ SIRASINDA EDİNİLDİĞİ İDDİA EDİLEN MALLARDAN HANGİLERİNİN YANLAR ARASINDA EDİNİLMİŞ
MALLARA KATILMA REJİMİNİN GEÇERLİ OLDUĞU – DEĞER ARTIŞ PAYI ALACAĞININ BELİRLENMESİ – HÜKMÜN BOZULMASI GEREĞİ
ÖZET: Mahkemece özellikle dava dilekçesinde dava konusu yapılan ve evlilik birliği sırasında
edinildiği iddia edilen mallardan hangilerinin yanlar arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin
geçerli olduğu dönemde edinildiklerinin araştırılması, tereddüt halinde dava dilekçesinin davaya konu
malların ve değerlerinin davacı tarafa açıklattırılması, tarafların bu konudaki tüm delillerinin
kapsamlıca toplanması, bundan sonra eklenecek değerlerden ve denkleştirmeden elde edilen miktarlar
da dahil olmak üzere edinilmiş malın toplam değerinden mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra
kalan artık değerin yarısı üzerinden tarafların kazanılmış hakları da dikkate alınarak katılma alacağının
hesaplanması, eşlerden biri, ötekine ait malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya
da uygunu bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuş ise tasfiye sırasında bu malda ortaya çıkan değer
artışı için katkısı oranında değer artış payı alacağının belirlenmesi gerekir.
(4721 S. K. m. 219, 225, 227, 229, 230, 231, 236) (4787 S. K. m. 4)
Dava: H. K. ile A. K. aralarındaki boşanmadan sonra açılan mal paylaşımı davasının reddine dair
Gölbaşı (Ankara) 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nden verilen 06.09.2011 gün ve 532/658 sayılı hükmün
Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği
düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin
mal ayrılığı rejimine dönüştürülmesini, vekil edeninin evlilik sırasındaki kişisel kazanımları ve
paylaşım dışında kalan tüm mal varlığının değerlerinin korunması ve tarafların dosya içerisinde
mevcut dilekçelerinde belirtilen mallara ait pasif değerler düşüldükten sonra 1/2’şer oranında
paylaştırılması suretiyle mal rejiminin tasfiyesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı yan, taraflar arasında 2005 yılında Noterlikte mal ayrılığı sözleşmesi düzenlendiğini, hukuki
dayanaktan yoksun olan iş bu davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, …taraflar arasında Ankara 35. Noterliği’nin 28.11.2005 tarih ve 27990 yevmiye numaralı
mal ayrılığı sözleşmesi düzenlendiğini, bu sözleşmenin hata hile sebebiyle iptali için açılan davanın
red edildiğini ve red kararının Yargıtay tarafından onanarak kesinleştiğini, bu durumda, davacının
davasını ispat edemediği… gerekçeleriyle kanıtlanamayan davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm,
süresi içerisinde davacı vekili tarafından dilekçesinde yazılı sebeplerle bozma istekli olarak temyiz
edilmiştir.
Toplanan deliller, tüm dosya kapsamı ve ekteki öteki dosyaların incelenmesinden; davanın tarafları
06.07.2002 tarihinde resmi memur önünde evlenmişlerdir. 10.03.2010 tarihinde açılan boşanma davası
kabulle neticelenmiş ve 24.05.2013 tarihinde kesinleşmiştir. Eşler arasında boşanma davasının açıldığı
tarihte TMK’nun 225/son maddesi uyarınca mal rejimi sona ermiştir. 4787 sayılı Aile Mahkemeleri’nin
Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine dair Kanun’un 4. maddesi: 4721 sayılı Türk Medeni
Kanunu’nun 2. kitabından 3. kısım hariç olmak üzere (TMK’nun 118 ila 395 maddeleri) kaynaklanan
tüm davalara aile mahkemesi’nce bakılacağı hükme bağlanmıştır. Bu nedenle, davada ileri sürülen istekbakımından 4787 sayılı Aile Mahkemeleri’nin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine dair Kanun’un
- maddesi uyarınca iş bu davaya bakmakla görevli mahkeme aile mahkemesidir. Bilindiği üzere,
görev kamu düzenine ilişkindir. Mahkemece, yargılamanın her aşamasında res’en dikkate alınması
zorunludur. Ne var ki, yerel mahkemece, davaya, özellikle tensip zaptı ve oturum tutanaklarında yazılı
başlıklar nedeniyle Asliye Hukuk Mahkemesi sıfatıyla bakılıp görülmüş ise de, Gölbaşı/Ankara Asliye
Hukuk Mahkemesi’nin aile mahkemesi sıfatıyla 2010/178 Esasta kayıtlı davanın tarafları arasındaki
boşanma davasının 08.06.2010 tarihli oturumunda tefrik kararı verilerek temyize konu iş bu dosyanın
yukarıda yazılı esasa kaydedildiği ve davanın taraflarınca verilen bir kısım dilekçelerin aile mahkemesi
sıfatıyla mahkemeye sunulduğu dikkate alındığında iş bu davaya mahkemenin aile mahkemesi sıfatıyla
baktığı kabul edilerek bu konu bozma sebebi yapılmamıştır.
Öte yandan, taraflar arasındaki Ankara 35. Noterliği’nde düzenlenen 28.11.2005 tarih ve 27990
yevmiye numaralı mal ayrılığı sözleşmesinin hata hile sebebiyle iptal için açılan davanın
kanıtlanamadığından reddine karar verildiği ve temyiz edilmekle onanarak kesinleştiği dosya ekindeki
incelenen dosya kapsamından anlaşılmıştır. Ayrıca, noterlikte düzenlenen sözleşmesi nedeniyle, karşı
taraf, Cumhuriyet Savcılığı’na şikayet edilmiş ise de, takipsizlik kararı verildiği ve itiraz edilmekle
Sincan Ağır Ceza Mahkemesi’nce itirazın reddedildiği görülmüştür. Açıklanan olgular tarafların ve
mahkemenin bilgisi dahilindedir. Uyuşmazlık, 06.07.2002 tarihinde evlenen davanın taraflarının
Noterlikte düzenlenen 28.11.2005 tarih ve 27990 yevmiye numaralı mal ayrılığı sözleşmesinin dikkate
alınarak öncesi ve sonrası için ihtilafın çözümlenmesi gerekmektedir.
Hemen belirtmek gerekir ki, 4722 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli
Hakkındaki Kanun’un 10/1 maddesi: Türk Medeni Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihten önce
evlenmiş olan eşler arasında bu tarihe kadar tabii oldukları mal rejimi aynen devam eder. Eşler,
Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde başka bir rejimini seçmedikleri takdirde bu
tarihten geçerli olmak üzere yasal mal rejimini seçmiş sayılırlar. Yasa’nın emredici bu hükmü uyarınca
ve aynı Kanun’un 10/3. maddesi ise; şu kadar ki, eşler, yukarıda öngörülen bir yıllık süre içerisinde mal
rejimi sözleşmesiyle yasal mal rejimini evlenme tarihinden geçerli olacağını kabul edebilirler
düzenlemede yapılmıştır. Söz konusu bu düzenlemeler ortaklaşa değerlendirildiğinde: eşlerin geçmişe
etkili olarak sadece yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimini seçebilecekleri açıktır. Eş
anlatımla, taraflar geçmişe etkili bir biçimde edinilmiş mallara katılma rejimi dışında Kanunun tanıdığı
başka seçimlik bir mal rejimini (mal ortaklığı, mal ayrılığı ya da paylaşmalı mal ayrılığı rejimlerinden
birini) evlenme tarihinden itibaren geçerli olmak üzere seçemezler ve belirleyemezler. Dolayısıyla,
böyle bir belirleme yok hükmünde olup kamu düzenine ilişkin bu yasal sınırlama sözleşme serbestisi
kurallarına dayanılarak aşılamaz.
Mal ayrılığı sözleşmesi tarihinden boşanma tarihine kadar yukarıda kapsamlıca açıklanan kesinleşmiş
mahkeme kararı gereğince taraflar arasında ki mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu yönündeki
mahkemenin kabulü isabetlidir.
Ancak, dava konusu yukarıda tarih ve yevmiye numarası yazılı mal ayrılığı sözleşmesi tanzim
tarihinden geçerli olmak üzere hüküm doğuracağı fakat yukarıdaki açıklamalar gereğince geçmişe
etkili olamayacağı dikkate alınarak 06.07.2002 tarihinden sözleşmenin imzalandığı tarihe kadar
davanın tarafları arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu tartışmasızdır.
Hal böyle olunca, mahkemece özellikle dava dilekçesinde dava konusu yapılan ve evlilik birliği
sırasında edinildiği iddia edilen mallardan hangilerinin yanlar arasında edinilmiş mallara katılma
rejiminin geçerli olduğu dönemde edinildiklerinin araştırılması, tereddüt halinde dava dilekçesinin
davaya konu malların ve değerlerinin davacı tarafa açıklattırılması, tarafların bu konudaki tüm
delillerinin kapsamlıca toplanması, bundan sonra eklenecek değerlerden (TMK’nun 229) ve
denkleştirmeden (TMK’nun 230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere edinilmiş malın (TMK’nun
219) toplam değerinden mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan artık değerin (TMK’nun 231)
yarısı üzerinden (TMK’nun 236/1) tarafların kazanılmış hakları da dikkate alınarak katılma alacağının
hesaplanması, TMK’nun 227. maddesi hükmü uyarınca eşlerden biri, ötekine ait malın edinilmesine,
iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygunu bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuş ise
Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı Sayfa 2 /3
tasfiye sırasında bu malda ortaya çıkan değer artışı için katkısı oranında değer artış payı alacağının
belirlenmesi gerekirken açıklanan bu konulara uygun olmayacak biçimde ve yazılı olduğu üzere
davanın reddine karar verilmesi isabetsizdir.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazları açıklanan bu sebeplerle yerindedir. Kabulü ile yerel mahkeme
hükmünün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi
uyarınca BOZULMASINA, yine 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla HUMK’nun
388/4 (HMK.m 297/ç) ve HUMK’nun 440/1 maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden
itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 18,40 TL peşin
harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 10.06.2014 tarihinde oybirliği ile, karar verildi
